borislav hlozan: “balkanlaştırıldık…”

Borislav HLOZAN. Gazeteci. Yugoslavya’nın Voyvodina şehrinde doğar. Üç kez pasaportunu değiştirmek zorunda kalır. Doğduğunda Yugoslav vatandaşı, 3. Balkan Savaşı’ndan sonra Sırbistan-Karadağ vatandaşı, son olarak da Sırbistan Cumhuriyeti vatandaşı olur. Sırbistan’a bağlı Voyvodina özerk bölgesinde Novi Sad’da yaşıyor. Gazete, dergi, radyo ve televizyonda kültür-sanata yönelik çalışmalara imza atan Borislav, iyi bir müzisyen aynı zamanda, klasik gitar çalıyor. Ödüllü bir çok belgeselin de sahibi. Montenegro’da yani Karadağ’da tanıştığım Borislav ile bir yandan Karadağ’ın turistik şehri Igalo’da dolaştık bir yandan da Balkanların dünü ve bugünü üzerine sohbet ettik. Daha doğrusu ben sordum, O anlattı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Doğduğun çocukluğunu, ilk gençliğini hatta olgunluk döneminin bir bölümünün geçirdiğin Yugoslavya’da hayatınız nasıldı? O günlerden özlediğin bir şeyler var mı?

Yugoslavya’da yaşamak güzeldi. 70’li yıllarda ve 80’li yılların başında burada sakin ve rahattık. Sanki bir problem olmayacak gibiydi. Yugoslavya sosyalist bir ülke olmasına rağmen standartları iyiydi. Endüstrisi güçlü, insanları iyi maaşlara sahipti. Yugoslavya’da yaşam Batı Avrupa’daki yaşamdan çokta farklı değildi. İnsanlar güvendeydi, iyi okullara gitmek gibi fırsatları vardı. İyi bir iş, ev ve araba sahibi olma gibi olanaklarada sahipti. Kırmızı Yugoslav pasaportu ile tüm dünyayı gezebiliyorduk. Bütün Yugoslavya, bir lise öğrencisi için istediği yere gidebileceği ve kalacağı kadar açık bir ülkeydi. Bu yıllar boyunca bizler gerçekten yurt dışına seyahat ettik. İstersek Hırvatistan’a, Montenegro’ya, Makedonya’ya, Bosna’ya ve Slovenya’ya tatile giderdik. Bu, peri masalındaki bir hayat gibiydi. Yugoslavya’da hayat gerçekten iyiydi. Benim için Yugoslavya’daki muhteşem şeylerden bir tanesi de bu ülkenin renkli etnik yapıya sahip olmasıydı. Farklı geleneklerin, dinlerin, dillerin ve milletlerin karışımıydı Yugoslavya. Bir çok insan komşularının ulusal ve dini geçmişi ilgilendirmiyordu, ki bu güzel bir durumdu. Biz bu şekilde yirminci yüzyılda yaşamıştık. Yugoslavya’nın farklı bölgelerine gitmek fantastik bir tecrübeydi. Örneğin İtalyanların ve Hırvatların beraber yaşadığı Istria. Bosna’daki her şehir ve köydeki cami minareleri ve kilise çan kulelerinin bir birine yakın olması büyüleyiciydi. Burası yaşlı Müslüman kadınların geleneksel kıyafetleriyle dolaştığı bir yerdi. Burada ayrıyeten kot pantolon giymiş genç çocukları ve kızları da görebilirdik. Sanki Newyork ya da Londra’daki gibiydi. Sırbistan, Montenegro, Makedonya gibi yerleri gezmek muhteşemdi. Buralarda farklı kültürlere sahip insanların bir arada olduğunu görebilirdiniz. Geçmişten bir şeyi özlüyor muyum? Birçok şeyi özlüyorum. Barış içinde yaşanan günleri, sevgili arkadaşlarımı, ki biz beraber yurt dışına çıkmıştık. Bazen bu savaş yıllarını düşünmek, korkunun bir kara delik gibi hayatımızın içinde asılı kaldığı dönemleri düşünmek, canımı sıkıyor. Zamanımız çalındı.Tüm yaşadıklarımızı özlüyorum.

semra güzel korver- borislav hlozan

Yugoslavya’daki hayatın ile bugünkü hayatını kıyaslarsan, ne söylersin? Bu arada bu soruyu Tito’nun Igola’daki yazlık malikhanesinin avlusunda soruyorum. (üstteki resim)

Bu soruyu cevaplamak o kadarda kolay değil. Her şey o kadar değişikti ki, kıyaslama yapmak gerçekten zor. Komünist hükumet kesinlikle insanları kısıtlıyordu. Gözle görülebilir birçok kısıtlama vardı. Basın özgür değildi, bugün demokrasi var ama şimdi de başka türlü baskılar var basın üzerinde, insanlar üzerinde. Öte yandan, bu yıllar boyunca ekonomi gelişmişti. Herkes için iş imkânı vardı, yaşam standardı iyiydi. Sağlık ve eğitim herkes için ücretsizdi. Şimdi birçok siyasi partimiz var. İstediğimizi söyleme ve yapma özgürlüğüne sahibiz. Sokaklar pahalı arabalarla dolu, mağazalarda diğer büyük ülke şehirlerindeki gibi her şeyi bulabilirsiniz. Ancak bugünlerde fabrikalar çalışmıyor, işsizlik oluşmaya başladı, genç insanlar Sırbistan’da iş bulamıyor ve bu yüzden yurt dışına çıkmaları gerekiyor. Nasıl deriz ki daha iyisi nedir? Geçmişte birçok şey kötüydü ama bugünde daha iyi değil. Çalışan insanlar için genel olarak durum değişmedi ama bugün maaşlar çok az. Komünist politikalar gidip demokrasi geldiğinde, özellikle Sırbistan’da 2000 senesindeki politik dönüşümlerden sonra önemli değişmeler olmadı. Ben Komünist Partinin asla bir üyesi değildim. Komünistlerin geçmişte sahip olduğu ayrıcalıkların keyfini çıkarmadım. Bugün de politika umurumda değil. Güncel politikalardan herhangi bir yarar beklemiyorum. Zaman ve durumlar değişti. İçinde bulunduğumuz dünyada olduğu gibi yaşamamız lazım. Beni sinirlendiren şey ise, bugün her şeyin daha iyi olabileceğiydi.

Yugoslavya’dan doğan ülkelerin Avrupa Birliğine girme çabalarını nasıl değerlendiriyorsun? Hırvatistan ve Slovenya zaten AB üyesi oldu bile.

Avrupa Birliği kurulmadan önce Yugoslavya Avrupa Birliğinin sanki bir minyatürüydü. Hırvatistan ve Slovenya’nın girdiğini biliyoruz. Diğer Balkan ülkelerinin de AB’ye girmesi mantıklı olurdu. Sırbistan, Karadağ, Bosna Hersek, Makedonya. Avrupa Birliğinin bu genişlemeye izin vermemesi bence adil değil. AB ile pratik kullanımlara sahip olabiliriz. Daha kolayca Avrupa piyasasına giriş, daha iyi bir kapital akım,  güncel politik sorunların çözümlenmesine destek… Avrupa Birliğine kabul edilmek gerçekten iyi olabilir daha doğrusu iyi görünebilir. Komünist politikacıların aynı şekilde dediği gibi : “Biz komünizmi kurduğumuzda tüm problemler çözülecek.” Ama ben farklı düşünüyorum – Hırvatistan ve Slovenya Avrupa Birliğine girdikten sonra daha iyi bir durumda değiller ya da Bulgaristan ve Romanya’nın AB üyesi olmaları süt ve balın akmasına neden olmadı. Basit olarak eğer bir ülke problemlerini çözmek, ekonomisini güçlendirmek istiyorsa, onu kendi başına yapması gerekir bence. Dışarıdan birisi gelip yapmamız gerektiği şeyi bizim için yapmaz. Avrupa’daki durum,  bir ülkeyi kabul etmesi ile Avrupa’nın gelişmesi ve geliştirmesi durumu. Biz burada bir dilenci gibi kapılarında beklemiyoruz. Aynen Türkiye’de olduğu gibi. Türkiye’nin tüm teşebbüslerine rağmen, Bürüksel Türkiye’nin girişine izin vermiyorsa ve çok zorluyorsa sonra da Türkiye bu konuda israr etme ihtiyacı duymaz. Aslında AB açısından bu bir kayıptır. Bence Türkiye, dünyada öyle veya böyle kendi kendine yetebilen nadir ülkelerden biri. Doğru politikalarla kendi sorunlarını rahatlıkla kendi çözebilir. AB’ye ihtiyacı yok ki.

Neyyse. Şimdi seni AB meselesinden belki de canını sıkacak o kara günlere götürecek konulara geçiyorum. Umarım bana kızmassın. Söyleşimizin başında bu konulara gireceğimi söylemiştim, sen de “tamam” dedin.

borislav hlazon-semra güzel korver

3.Balkan Savaşı’nın çıkacağını hissettin mi yani en azından bir gazeteci olarak bazı ip uçları görmüş olabilirsin?

Yugoslavya’nın dağılması aniden mi oluştu? Hayır, çok önceden planlanmış bir şeydi. Savaş patlak vermeden bir kaç yıl önce kötü bir şeylerin yakında meydana geleceğini, gerçekten hissedilebilirdi fakat pek çok kişi muhtemelen bunu hissetmedi, görmek istemedi. Bazen öyle görünüyordu ki biz hepimiz bir yanar dağ üzerinde oturuyorduk ve kolayca anlayabilirdik ki bir patlama olacak. Ben bunu hissediyordum. Havada bir şeyler vardı, siyasi olayların tansiyonu yükseliyordu ve tehlikeli bir hal almaya başlamıştı. Yugoslavya’nın çeşitli bölgelerinden politikacılar herhangi bir konu üzerinde mutabakata varamıyordu. Sanki bu politikacılar ülkenin parçalanmasının yollarını arıyordu. Ve sonra ekonomik krizler kendisini göstermeye başladı. İşçiler grevdeydi, fabrikalar çalışmayı durdurmuştu, insanlar işsiz kalmıştı. Politikacılar her zaman ötekisini suçlayacak bahane arardı ve ayrıca bu politikacılar demokrasi hakkında hikayeler anlatırdı. İşte “komünist sistem demokratik bir sistem değil. Başka bir demokratik sistemin gelmesi gerekiyor…” Bu sözcüklerin arkasında bir fikir saklıydı çünkü demokrasi yoktu. Böylelikle bölgelerin-ülkelerin Yugoslavya’yı terk etme isteğinde olmaları durumu yaratılabilirdi ve yaratıldı da.

Peki sence bu savaşın nedenleri ne idi? Daha düne kadar birlikte şarkılar söyleyip, dans eden insanlar nasıl oldu da can düşmanı oldular?

Politika ve tarih hakkında fazla konuşmak istemiyorum ama Yugoslavya’da olan her şey çeşitli tarihsel nedenlerin bir sonucuydu. Kimse 1990′larda ne olduğunu anlayamadı bu değişiklikler ve bölgenin kırılması çok kötü ve trajikti. Yugoslavya 1.Dünya Savaşından sonra meydana gelmişti. Sırplar, Hırvatlar, Slovenyalılar, Boşnaklar, Makedonlar ve diğerleri Yugoslavyayı oluşturuyordu. Ülkenin tansiyonu stabil değildi.  İstikrarlı değildi. Özellikle Sırplar ve Hırvatlar arasındaki gerilim mali ve dini nedenlerden dolayı meydana geliyordu. 2. Dünya Savaşı sırasında Yugoslavya işgal altındaydı ve birçok kanlı savaşlar, trajik olaylar olmuştu. Hırvatistan’da yüz binlerce Sırp, Yahudi ve Çingene öldürüldü. Savaştan sonra komünistler suçlular hakkındaki gerçeklerin ortaya çıkmasına izin vermiyordu ama kurbanların aileleri unutmamıştı. Yugoslav milletleri arasındaki dini farklılıklar da  git gide tehlikeli bir hal almıştı. Komünist hükmet başarısızdı ve dini gruplar daha aktif hale gelmeye başlamıştı. Bir başka sebep ise Yugoslavya batı ve doğu blok arasında sözde bir tampon bölgeydi ama Sovyet komünizmin başarısızlığı açıktı yani şartlar değişmişti.  Yugoslavya eskisi gibi olmayacaktı. Yugoslavya bunun farkındaydı. Bizler politikacıların bir şekilde bu değişen şartlar için bir yol bulacağını düşünmüştük. Bence Yugoslavya dış güçlerin isteği üzerine parçalanmıştı ama tabi ki bu parçalanma aptal ve sorumsuz Yugoslav politikacıların büyük  yardımı ile olmuştu. 1983′te Amerikan dergisi Time’da bir makale okumuştum. Bu makale  Tito’dan sonra Yugoslavya’nın kaderi hakkındaydı. 15-20 yıl gibi bir sürede Yugoslavya’nın parçalanacağı ve bunun da iç savaşlar yüzünden olacağı yazıyordu. Makaleyi okudum ve buruşturup çöpe attım. Şimdi tüm bu olanlardan sonra düşünüyorum da, muhtemelen bu makale Amerikan stratejik plancıları tarafından yazılmıştı ve tamamen başarıya ulaşmıştı.

Özetle iç ve dış faktörler bu savaşı tetikledi diyorsun. Hatta yıllar öncesinden planlanmış bir strateji idi diyorsun.

1991′de Slovenya ve Hırvatistan’ın ayrılmasıyla başladı savaş, politik ve lojistik olarak batının teşvikiyle ve yardımıyla başladı. 1992′de savaştan sonra Bosna-Hersek’te uyuşmazlıklar baş gösterdi. Sırbistan ve Karadağ’ın savaşa girmeden ayrılması gibi. O dönem Makedonya da savaş başlamadan üyelikten ayrıldı. Yugoslavya’nın ölüme itilmesiyle ilgili üç sebep var. Birincisi NATO’nun  Balkanları etkisi altına alması, ikincisi Batıya bağımlı küçük küçük ülkelerin oluşturulması ve üçüncüsü Yugoslavya liderlerinin koşulsuz küresel liberal kapitalizmi kabul etmeyi reddetmesiydi. Böylelikle uluslararası hukukun karşıtlığı ve şiddet Yugoslavyayı  mahvetti.Yüz binlerce insan öldü. Tüm bu bölge Yugoslavya’dan alınarak  Balkanlaştırıldı. İyi bir sebebi olmaksızın bu acımasız ve yasa dışı olan savaş Yugoslavya’nın altyapısını ve ekonomisini darmadağın etti. Geçmişten gelen çözülmemiş çatışmalar, politikacıların yanlış hareketleri ve dışarıdan gelen etkilerle bu delilik artık kontrol altına alınamadı.

borislav hlozan

Borislav biliyorum sorularım senin canını sıkıyor ve üzüyor. Bunu görebiliyorum  ama sormadan da edemiyorum. Gerçekten de çok çok kötü katliamlar da yaşandı bu savaşta. Srebeniska’da yaşananlar gibi.

Dürüst olmak gerekirse, soru sorma şeklin bana  biraz 1990′larda Bosna’da ve Srebeniska’da yaşananlarla ilgili, kimlerin suçlu ve kimlerin kurban olduğuna dair bir takım ön yargı ve kararların olduğu hissini veriyor. Tabii ki bu senin hakkın, aynı Türkiye’deki insanların 1990′larda olan olayları konuştukları zaman sahip oldukları hak gibi. Onlar her zaman Boşnakların tarafında olmalılar, çünkü Batı medyasında özellikle CNN ve BBC kaynaklı  haberlere dayanarak bu tür kararlara vardılar. Eğer bu tür cevaplar bekliyorsan bu röportajı burada keselim lütfen. Ama yok öyle değil ise cevaplamaya çalışacağım.

Sana böyle bir duygu verdiysem çok üzülürüm. Benim derdim senin bakışınla, senin yaşadıklarınla, senin öğrendiklerinle  sorularıma cevap aramak. Bir gazeteci, bir yetişkin erkek, bir sivil, bir baba ve her şeyden önce bir insan olarak cevap vermen. Bunu defalarca söyledim.Politik bir cevap asla beklemiyorum. İnsan insana, kalp kalbe konuşalım istiyorum.. Ayrıca Srebeniska’da yaşananlardan ne sen ne de ben  sorumluyuz. Evet doğru orada yaşananları çoğunlukla Batı medyasından, bize servis edilenlerden öğrendik. Lütfen devam edelim. Daha en baştan yürekten, istediğin gibi konuşman ve benim de istediğim soruyu sorabilmem konusun da anlaşmadık mı?

Evet haklısın anlaştık. Niyetim seni kırmak değil. Ama bu konularda konuşmak istemiyorum. Çünkü hatırlamak istemediğim o acı dolu günlere gitmek pek de kolay değil ama anlatacağım, anlatabildiğim kadar.

Geçen yirmi yılda bu konu üzerine bir çok yalan ve manipülasyon oluştu. Bu da dünyaya , orada gerçekten neler olduğunu gerçekçi bir şekilde anlatmayı korkarım  ki zorlaştırdı. Şu kesindir ki Boşnakların Sırplara, Sırpların da Boşnaklara karşı işlediği suçlar  var. Sırp halkı bu savaşı istemiyordu ve savaşta yaşanan tüm bu olanları kınıyordu, hangi taraftan bu suçun işlenip işlenmedigine bakmaksızın. Saraybosna’da, Mostar, Kravica, Sanski Most, Čajniče, Glamoč’da yapılan öldürmeleri, Srebrenika’da yaşanan katliamı da onaylamıyordu. Ölenlerin aileleri için buradaki insanlar kalpten sevgi besliyorlardı. Suçlu kim diye sorarsanız, insanları öldüren askerler ve onlara emir veren üsleri . Ama en büyük suçlular bu kötü ve kanlı savaşı durdurabilecek fırsata sahip sözüm ona uluslararası camiadaki temsilciler . Barışı sağlamak istemediler sadece savaşan tarafları cesaretlendirdiler. Bunun kanıtı ise 1992 de yapılan sözüm ona Lizbon Antlaşması ki, Bosna’da daha iyi sonuçlar getirebilirdi. Yugoslavya’daki son Amerika elçisi  Warren Zimmermanin teşviki üzerine, ülkenin kantonizasyonu kabul edilmişti ancak  Bosna-Hersek anlaşmadan imzasını çekti ve savaşa itildi. Srebeniska’da yaşananlar, bu korkunç savaşın politikacılar ve gazeteciler tarafından Sırpların Boşnaklara karşı uyguladığı bir soykırım suçlamasını ispat etme çabası düşündürücü. Batı Sırpları bu anlamda kullandı hala da kullanıyor. Çünkü büyük ülke Yugoslavya’nın yıkımında payı olanların, Batılı politikacıların suç ve sorumluluklarını örtmek için. Mesela Batı medyasında çok nadir 1990 olaylarında Hırvatistan’dan bahsedilir. Etnik olarak  Sırplar Hırvatistan’dan ve Slovenya, Liika,Banija, Gorski ve Kotar’dan temizlenmislerdir. Yüz binlerce masum Sırp sivil, kötü muamele gördu ve Hırvatistan’daki yerlerinden bir daha geri dönmemek üzere sürüldüler. Tüm bu öldürmeler ve Sırpların yerlerinden kovulması Hırvat yüksek liderleri tarafından planlanmıştı. Ama kimse bahsetmesedi. Çünkü Hırvatistan batılı ve güçlü müttefiklerinden destek alıyordu.

borislav hlozan- semra güzel korver

 

Ya Miloşeviç hakkında ne düşünüyorsun?

Miloşeviç hakkında soruyorsun. (Gülüyor). Ben hiç bir zaman politikacı hayranı olmadım ki, bugünde hiçbir politikacının hayranı değilim. Eğer nesnel konuşursak Miloşeviç ne bir canavar ne de bir diktatördü. Eski Yugoslavya politikacılarından ne daha iyi ne de daha kötüydü. Tudjman, İzzetbegovic  ve zamanın diğer politikacılardan da. Sadece bunların hepsi yerel şefti ama asıl arkadan ipleri oynatan diğer güçlü oyuncular vardı. Miloşeviç’in hatası Dayton Antlaşmasından sonra Balkanlara barışın geleceğine inandıran Amerikalılara güvenmesiydi. Artık kendisine ihtiyaç kalınmadığında O artık bir canavar, suçlu, diktatördü. Ve güçten alındı. Yugoslavya’daki sivil savaş sırasında Miloşeviç’ in tutumundan bahsedersek Tito’nun sadık takipçisiydi. Tüm Yugoslavya’yı korumak istedi. Yugoslavya’da kırılma başladığında anayasal görevi olarak Yugoslavya’nın birliğini korumaya çalıştı. Ama tek kutuplu dünyada bu mümkün değildi çünkü artık böyle bir Yugoslavya batı ve doğu arasında tampon bölge değildi. Ve müttefiki kalmamıştı ancak güçlü iç ve dış  muhalifleri vardı. Miloşeviç’in  seytanlaştırılması tamamen  politik sebeplerdendi. Bu politikacı eski Yugoslavya sahnenin suçlusuydu. Bu söylem ciddiye alınmamalıdır çünkü eski müttefiki Milo bugün hala Karadağ’da politikacıdır. Bugün Ckonovic Milo onun iyi yürütemediği şeyi yaptı. Kazanan bölgeyi oluşturup Batının şartlarını ihtiyaca göre düzenledi. Ama bunların hepsi tamamen siyasal.

Bundan sonrası için dileğin, hayalin ne?

Balkanlarda yaşayan insanlar için dileğim: Barış içinde iyi bir yaşam ve geçmişte yaşadığımız zorlukların üstünden gelme gücüne sahip olmak. Bilgeliği bulmada başarılı olmak. İletişim ve birlikte çalışma yollarını bulmak gerek. Çünkü bu tehlikeli ve çılgın dünyada yaşamanın tek yolu bu. Yabancılar, daha çok özellikle Batı Avrupa’da yaşayan insanlar bizi küçümser ve gülünç görüp derler ki: İlkel Balkanlar. Ama hatırlamak istemezlerki Balkanlar tüm Avrupa’nın medeniyetinin doğuşudur.  Eğer  Balkanlardaki ülkeler ve insanlar birlikte yaşamanın ve çalışmanın yolunu bulurlarsa Batıdakilerin artık bizi küçük görmesi ortadan kalkar.

Bu topraklarda yaşanmış olanlar beni çok üzüyor. Yenilmiş hissediyorum. Çünkü hep birarada yaşayıp çocuklarımıza yaşayabilecekleri daha iyi bir yer bırakabilirdik. Ettrafinıza baktığınızda hep korku ve üzüntü var. Bir tarafta şiddet, savaş insanları birbirine kırdırma diğer tarafta binlerce milyonlarca ölü, yaralı, mülteci… Geçmişte Bosnaya ve Yugoslavya’ya ne olduğunu konuşmak, bugünde Suriye ve Irak için konuşmak… gereksiz ve boşuna belkide.  Çünkü biz insanlık olarak günümüz sorunlarına çözüm bulamıyoruz. İnsanların barış içerisinde nasıl yaşayacağı, insanların, milletlerin arasındaki şeytanı uyandıran  nefreti nasıl kaldıracağımız  gerektiği gibi sorulara cevap bulamıyoruz.

 semra güzel korver

fotoğraf: victor ramares

Yorumlar

%d bloggers like this: